Astronomi ve UzayDergi

7 Dünya Benzeri Gezegen

NASA’nın yaptığı açıklamaya göre tek bir yıldızın etrafında dolanan, Dünya boyutlarında tam 7 adet gezegenin keşfedildiği duyuruldu. Keşfedilen sistem bizden yalnızca 39 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Bizler için bu mesafe bir hayli büyük olsa da, uzayı düşündüğümüzde keşfin arka bahçemizde yapıldığını söyleyebiliriz.
Trappist-1 adlı yıldız, Güneş’ten çok daha küçük olan bir cüce yıldız.

Bir değil, iki değil, üç değil... Tam 7 gezegen!
Yıldızın sisteminde bulunan 7 gezegenin, yaşam bulundurmaya bir hayli elverişli olduğu düşünülüyor. Hatta 6’sı kayalık olan, 7’sinin de su bulundurma ihtimali olan, 3’ünde sıcaklıkların 0-100 derece arasında olduğu bu gezegenlerin; Güneş Sistemi dışında biyolojik izlere rastlayabilmemiz için en büyük fırsatı verdiği yönünde fikirler de mevcut.

Trappist-1 adlı yıldız, Güneş'ten çok daha küçük olan bir cüce yıldız.

Şanslıyız ki, yörüngeleri de üzerlerinde rahat rahat gözlem yapabilmemize imkan veriyor ve şansımıza hepsi de aynı yıldızın etrafında.
Bu 7 gezegenden üç tanesi, yıldızın yaşanabilir bölgesinde yer alıyor.

Bu değerli keşfin yaşamı bulma yolunda atılmış önemli bir adım olduğu düşüncesi de mevcut.
Bu gezegenlerin, yıldızdan uzaklıklarına bakıldığında, tüm gezegenin okyanuslarla kaplı olmasını sağlayacak, doğru sıcaklıklara sahip olabileceği düşünülüyor. Belçika Üniversitesi’nde araştırmacı olan ve keşfi yapan isimlerden biri olan Michael Gillon, “İlk defa aynı yıldızın etrafında gezegenimize bu kadar benzeyen, bu kadar çok sayıda gezegen buluyoruz” açıklamasını yaptı.
Bu değerli keşfin, yaşamı bulma yolunda atılmış önemli bir adım olduğu düşüncesi de mevcut.

Bu 7 gezegenden üç tanesi, yıldızın yaşanabilir bölgesinde yer alıyor.
Araştırmacılar bu gezegenlerin birinde hayat oluştuysa ve Dünya’daki yaşama benzer şekilde gaz salınımı yapıyorsa, gözlemlerimiz sonucunda bunu kesin olarak tespit edebileceğimizi söylüyorlar. Yani araştırmaların devamında, hiçbir tahmine yer bırakmaksızın, bu 7 dış gezegen üzerinde yaşam olup olmadığına dair çok net şekilde konuşabileceğiz.
Bu gezegenlerin hiçbirinde yaşam bulunmasa bile, gezegenler üzerindeki gözlemler çok değerli veriler sunacak.

Bunun dışında yıldızın kendisi, gökyüzünde Güneş'e göre çok daha büyük görünüyor.
Astronomlar çok uzun zamandır diğer yıldızların etrafında da gezegenler bulunması gerektiğini düşünüyorlardı, fakat daha yüzyıl öncesine kadar bu alanda bir keşifte bulunamamıştık. Şimdiyse bu şekilde 3400’den fazla gezegen biliyoruz ve ilk defa bu kadar net gözlem yapabileceğimiz gezegenler bulduk.
Trappist-1 sistemindeki tüm gezegenler Dünya’ya çok yakın boyutlarda olsalar da, yıldızın kendisi Güneş’ten bir hayli farklı.

Gezegenlerde bulunmak, loş ışıklı bir odada bulunmak gibi.
Ultrasoğuk cüce olarak adlandırabilecek bu yıldız, Güneş’in 12’de 1’i kadar bir kütleye sahip. Yüzey sıcaklığı ise 2300 derece, Güneş’in 6000 dereceleri bulan yüzey sıcaklığına kıyasla bir hayli soğuk.

Samanyolu Galaksisi’nde bulunan 100 milyar yıldızın %85’inin Trappist-1 gibi kırmızı cüce olduğu düşünülüyor. Ömürleri de bir hayli uzun. Örneğin Trappist-1, 10 trilyon yıl daha hidrojen yakmayı sürdürecek. Bu kadar süreç içerisinde eninde sonunda yaşama ev sahipliği yapması yüksek ihtimal.
Son yıllara kadar galaksimizin farklı alanlarına odaklanarak yaşam arıyorduk.
Asıl odak noktamız, Güneş boyutlarındaki yıldızlardı. Ancak bu yıldızların parlak ışığı nedeniyle, etraflarındaki gezegenleri seçebilmek bir hayli zordu. Trappist-1 boyutundaki yıldızlar ise, çok parlak olmadıkları için büyük bir avantaj sağlıyorlar.
Gezegenlerin tamamı yıldıza bir hayli yakın konumda bulunuyor.
Öyle ki, hepsini kendi Güneş sistemimiz içerisine yerleştirseydik, 7’si birden Güneş’le Merkür arasına sığabiliyordu (Üstelik Merkür Güneş’e en yakın gezegen). Hal böyle olunca yıldızlarının etrafında da bir hayli hızlı dolanıyorlar. Yıldıza en yakın olan yörüngesini 1,5 günde tamamlarken, en uzaktaki yalnızca 12 günde tamamlıyor.

Bu da yıldız sistemini bizim Güneş Sistemi’mizden çok, Jüpiter ve etrafındaki ayların oluşturduğu mini bir sisteme benzer yapıyor.
Uzmanlara göre bu gezegenler ilk oluştuklarında yıldıza bu kadar yakın değillermiş.
Fakat zamanla yıldıza doğru çekilmeye başlamışlar ve birbirleri üzerinde de çekim kuvveti uygulayınca böylesine yakın bir sistem oluşturmuşlar.

Yıldızın kendisi soğuk olduğu için de, bu yakınlıkta yaşam ve su için uygun yüzey sıcaklığına sahip olmaları yüksek ihtimal. Nitekim, 7 gezegenin 3’ü (4-5-6. sıralardaki gezegenler), tam yaşanabilir bölge içerisinde bulunuyor.
En yakın iki gezegenin Dünya gibi kayalık olduğu, gaz gezegeni olmadığı kanıtlanmış durumda.

Ayrıca tüm gezegenlerin yakınlıkları nedeniyle yıldıza kilitlendikleri, yani her zaman aynı yüzlerinin yıldıza dönük olduğu biliniyor (Ay’ın hep aynı yüzünün bize dönük olması gibi). Dolayısıyla bir yüzleri daha sıcak. Fakat atmosferleri varsa, bu sıcaklığın gezegenin tamamına yayılabileceği düşünülüyor.
Gezegenlerde bulunmak, loş ışıklı bir odada bulunmak gibi.


Dünya’daki Güneş ışığının 200’de 1’i kadar bir aydınlığın var olacağı düşünülüyor gezegenlerde. Yani ortam gece Ay’ın Dünya’yı aydınlattığından daha aydınlık, ama Güneş’in aydınlattığına kıyasla hayli loş.
Bunun dışında yıldızın kendisi, gökyüzünde Güneş’e göre çok daha büyük görünüyor.

Örneğin 4. gezegenden bakıldığında bile yıldız, bizim Güneş’i gördüğümüzden 3 kat daha büyük gözüküyor ve diğer gezegenler de gökyüzünde Ay’ın gözüktüğünden bile daha büyük gözüküyor. Hatta gökyüzüne baktığınızda, diğer gezegenlerdeki dağları veya bulutları bile görebiliyorsunuz. Yani tüm gezegenlerin manzarası, tam bir şiir gibi.
Özetle, diğer yıldızların etrafında da gezegen olup olmadığına dair keşifler yaptığımız bu kadar kısa bir süreç içerisinde binlerce gezegen bulduysak, daha dışarıda milyarlarca gezegen var demektir.

Öyle duruyor ki insanoğlunun bir sonraki adımını, ufku atmosferin ötesine, yıldızlara taşan insanlar atacak.

Üstelik bulduğumuz gezegenlerin arasında yaşamın oluşabilmesi için uygun koşullara sahip bu kadar gezegeni şimdiden keşfedebildiysek, aralarından birinde yaşamın da oluşmuş olmasını varsaymak artık çok daha kolay. Belki de dünya dışı yaşam bulmamıza artık birkaç on yıl kaldı.

Yaşam arayışları için de artık Güneş benzeri gezegenlere değil, çok daha uzun süreler yaşamlarını devam ettiren Trappist-1 türünden cüce yıldızlara bakmak daha mantıklı gibi görünüyor. Nitekim hem gözlemlenmeleri daha kolay, hem de yaşanabilir gezegenler barındırmaları daha yüksek ihtimal.

Kaynak:
nasa
Etiketler
1 Oy2 Oy3 Oy4 Oy5 Oy (Henüz oy verilmedi)
Loading...

Benzer Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close