BilimDergi

Kanser Aşısı Arayışında, Kodlamayan DNA Dizileri

IRIC, UdeM’nin kanser araştırma enstitüsündeki araştırmacılardan oluşan bir ekip, bir aşının lösemi ve akciğer kanseri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türleriyle mücadele etmek için nasıl çalışabileceğini gösterdi.

Kanser aşısı fikri, araştırmacıların 50 yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı bir konudur. Ancak yakın zamana kadar böyle bir aşının nasıl işleyeceğini tam olarak kanıtlayamadılar.

Şimdi, Université de Montréal’de bulunan İmmünoloji ve Kanser Araştırma Enstitüsü’nün (IRIC) araştırmacılarından oluşan bir ekip, bir aşının işe yarayabileceğini gösterdi. Sadece bu da değil, son derece etkili, non-invaziv ve düşük maliyetli bir kanser savaş aracı haline gelebilir.

Bu keşif, dünya çapında çok sayıda araştırma ekibinin katıldığı, yüksek bir rekabet arayışı olan bir kanser aşısı arayışında büyük bir atılımı temsil ediyor. Ancak diğer ekiplerden farklı olarak, IRIC’deki araştırmacılar olağandışı bir yerde çözüm aradı: Kodlamayan DNA Dizileri.

Antijenlerin Daha İyi Tanınması

2000 ve 2005 yıllarında, immün savunma hücrelerinin (T lenfositleri), kanser hücrelerine saldırmak ve tanıyabilmeleri için çeşitli çalışmalar yapabildiğini göstermiştir. Pierre Thibault ve Sébastien Lemieux ile birlikte IRIC takımının baş araştırmacısı Claude Perreault; “Tümör, lenfositler tarafından daha uzun süre infiltre edilirse, hastanın sağ kalması o kadar uzun sürer.” açıklamasında bulundu.

Perreault; “Tümörleri, T lenfositlerin en büyük saldırısına maruz kalan hastalarda, 12 yıl önce bağışıklık sistemini harekete geçiren bir ilacın , kanser vakalarının yüzde 25’inde savaşabilir.”

T lenfositleri, tümörlerin, hücrelerin yüzeyinde yabancı antijenlerin (veya peptidlerin) varlığıyla tanınır. Ancak, bu antijenler bağışıklık sistemi tarafından tanınsa bile, lenfositlerin onları hedef alması ve yok etmesi için yeterince uyarmazlar. Bu nedenle, bir aşı araştırması, bağışıklık sisteminin onlara daha etkili bir şekilde saldırabilmesi için, tümöre özgü antijenleri tanımlamaya odaklanmıştır. Bu antijenler kusurlu genlerin sonucu olduğu için, çeşitli araştırma ekipleri, suçluları, antijenleri ve proteinleri kodladığı bilinen DNA kısmına kadar izlemişlerdir. Ama başarılı olamadılar.

Perreault; “DNA’nın bu kısmı insan genomunun sadece yüzde 2’sini oluşturur. “Kodlama yapmayan” olarak bilinen DNA dizileri, gen ifadesini etkileyen DNA’nın metilasyonu ile “susturulmuş” olabilir. Burada bizim çalışmamızın odaklandığı nokta ise; hücrelerimizin DNA’sının yüzde 98’ini hesaba katan bu kodlamayan DNA’dır.”

Etkili Bir Test Aşısı

Çeşitli kanser hücrelerine enjekte edilen fareler kullanılarak, IRIC ekibi, DNA’nın kodlayıcı olmayan kısmından türeyen çok sayıda antijeni tanımlayabildi. Bunların birçoğu hem kanser hücrelerine hem de farklı kanser türlerine özgüydü. Bu, ekibin farelere verilen belirli antijenleri içeren bazı lösemi hücrelerine dayalı bir aşı geliştirmesine izin verdi. Sonuçlar son derece cesaret vericiydi.

Perreault; “Test ettiğimiz her antijen, löseminin yüzde 10 ila 100’ünü elimine etti. Bazı antijenler, yeni lösemi hücrelerinin yeniden enjeksiyonuna rağmen, tüm yaşamı boyunca fareyi koruyordu. Bu uzun süreli bir etki anlamına gelir.”

Birkaç Kanser Türü İçin Umut

Aynı antijenler daha sonra insanlarda lösemi hücrelerinde tanımlanmıştır. Perreault, ekibinin bulgularını son derece ümit verici ve insanlarda lösemi ve akciğer kanserini tedavi etmek için aşıların geliştirilmesi olasılığını ifade etmektedir.

IRIC ekibi bu iki spesifik kanser türüne odaklanmıştı çünkü onlar, kaynaklarındaki mutasyonların sayısı bakımından spektrumun karşıt uçlarındandı. Aşının lösemi tedavisinde etkili olduğu kanıtlanmış, az sayıda mutasyonun neden olduğu bu tedavi, diğer tüm kanser türleriyle mücadelede etkili olduğuna dair umut vaat etmektedir.

Perreault; “Her tür kanser için aşıyı yeniden icat etmemiz gerekmeyecek. Aynı zamanda, insanlar için bir aşı geliştirmenin önündeki engellerden biri de genetik çeşitliliğimizin farelerinkinden daha büyük olmasıdır. Bununla birlikte, insanlarla yapılan klinik çalışmaların önümüzdeki 2-3 yıl içinde başlayabileceğine inanıyorum.”

IRIC ekibi tarafından tanımlanan antijenleri hedefleyen terapötik kanser aşılarının geliştirilmesi, hayat kurtarmanın uygun maliyetli etkin bir yolu olurken aynı zamanda kemoterapinin birçok yan etkisini sınırlayarak bu korkunç hastalığın tedavisini büyük ölçüde basitleştirmektedir.

IRIC keşfine yol açan önemli bir faktör, enstitünün araştırmaya yönelik; genomik, biyoinformatik ve proteomikleri birleştiren, multidisipliner yaklaşımıdır.

Kaynak:
MedicalXpressudemnouvelles
Etiketler
1 Oy2 Oy3 Oy4 Oy5 Oy (3 oy verildi, Ortalama: 5 üzerinden 5,00 oy )
Loading...

Benzer Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close